Karbon ve İklim

Nazan Büyükhatipoğlu
Sıfır Atık ve Çevre Komisyonu Başkanı
e-mail: nazan@tarimkon.org

KARBON ve İKLİM PROJESİ

KARBON AYAK İZİ NASIL HESAPLANIR?

Karbon ayak izi birim karbondioksit cinsinden ölçülen, kurum veya bireylerin ulaşım, ısınma, elektrik tüketimi vb. faaliyetlerinden kaynaklanan toplam sera gazı salım miktarıdır. Karbon ayak izi hesaplamasında uluslararası alanda çeşitli metodoloji ve standartlar geliştirilmiştir. Kyoto Protokolü kapsamında değerlendirilen 6 ana sera gazının (CO2, CH4, N2O, PFc, HFc, SF6) ele alındığı standartların başında Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’ nin yayınlamış olduğu metodolojilerin yanında, GHG Protokolü, ISO 14064, CDP, PAS 2050 gelmektedir.

Karbon ayak izi hesaplamak için bir firmanın 4 adımdan oluşan bir süreç izlemesi gerekmektedir. Bunlar kısaca:
Adım 1: Amacın belirlenmesi: Karbon ayak izi hesaplaması ile ulaşılacak amaç(ların) belirlenmesidir. Örneğin, Karbon ayak izi sonuçları CO2 azaltım hedefleri belirlenmesinde ve (olası) CO2 azaltım tedbirlerinin tanımlanmasında kullanılabilir.
Adım 2: Sınırların belirlenmesi: Amaç belirlendikten sonra firma karbon ayakizi için sınırları (uygulanacak standartlarda belirtilen sınırlar içinde kalmak kaydı ile) belirlemek üzere çeşitli seçimler yapmalıdır. Kurumsal raporlama için en çok kullanılan kapsam, operasyonel kontrol kapsamıdır. Bu, organizasyonun, günlük operasyonel kontrolleri altında olan tüm faaliyetlerinden kaynaklanan karbon ayak izini hesaplayacak ve sorumluluğunu alacaktır anlamına gelmektedir. Firmanın kendi faaliyetleri dışındaki bazı salımlarda bu kapsamda dikkate alınacaktır.
Adım 3: Verilerin toplanması ve emisyon faktörlerinin uygulanması: Ayak izinin sınırları ve kapsamı üzerinde anlaşmaya varıldıktan sonra, faaliyetlere dair veriler toplanıp, emisyon faktörleri ve küresel ısınma potansiyelleri hesaplanabilir. Bilgilerin bu şekilde toplanmasına envanter denir. Emisyon faktörleri her ülkede farklılık gösterebileceği gibi zamanla değişebilir. Emisyon faktörleri için IPCC kılavuzu ve WBCSD’ nin GHG Protokolü 2007 gibi birçok kaynak mevcuttur.
Adım 4: Sonuçların değerlendirilmesi ve ayak izinin raporlanması: Rapor saydam olmalıdır ve yapılan seçimler, varsayımlar açık bir şekilde ifade edilmelidir. Rapordaki bilgilerde seçilmiş olan referans (baseline) yılı, örnek 2010 yılı, ile karşılaştırma yapılmalı, veriler ve hesaplamalardaki olası belirsizlikler (doğruluk) belirtilmelidir.
Siz de karbon ayak izinizi ölçmek, anlamak ve yönetmek istiyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.

KARBON EMİSYONU NEDİR?

Karbon emisyonu, doğada oluşan karbonun atmosfere salınmasını ifade eder. Karbon emisyonu, çoğunlukla insan kaynaklı faaliyetlerin bir sonucudur. 19. yüzyıldan itibaren kömürle çalışan sanayi araçlarının kullanılmasıyla birlikte, atmosferdeki sera gazı yoğunluğu da artış gösterdi. Atmosfere salınan bu gazlar, dünyanın ortalama sıcaklığının artmasına sebep oluyor. Sera gazlarının atmosferin iç yüzeyini kaplayıp, güneşten gelen ışınların geri yansımalarını engelleyerek dünya üzerindeki sıcaklığı artırması, tehlike sinyallerini veren büyük bir iklim sorununa kapı açtı. Sıcaklığın artışıyla doğru orantılı olarak, yeryüzünün en büyük tatlı su kaynağı olan buzullar her geçen gün daha fazla erimeye ve deniz seviyesi her geçen gün daha fazla yükselmeye devam ediyor. Artan ortalama sıcaklık sebebiyle yerkürede gözlemlenen bölgesel hava akımları da olumsuz anlamda etkileniyor ve son yıllarda hepimizin yakından gözlemlediği ve doğrudan etkilendiği hava olayları yaşanıyor.

KARBON EMİSYONU NASIL AZALTILIR?

Karbon salınımını yenilenebilir enerji kaynakları ve teknolojinin de yardımıyla azaltabilmek mümkün. Karbon salınımını azaltacak bazı yöntemleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

YENİLENEBİLİR YEŞİL EVLER

Birçok gelişmiş ülkede yaygınlaşan yeşil evler, kendi enerjilerini üretmektedir. Bu evler, güneş panelleri, hidroelektrik sistemler ve bazı akıllı teknolojiler sayesinde hem atmosfere zarar vermemekte hem de tasarruf sağlamaktadır.

KENDİ ENERJİSİNİ ÜRETEN FABRİKALAR

Karbon salınımını artıran en büyük faktörlerden biri de fabrikalardan atmosfere yayılan dumanlar. Çatı GES (Güneş Enerjisi Santrali) uygulamalarıyla kendi enerjisini üreten fabrikalar, güneş panelleri sayesinde hem kendi enerjilerini üretiyor hem de zehirli gazların atmosfere yayılmasını önleyerek karbon emisyonunu azaltıyor.

HİBRİT VE ELEKTRİKLE ÇALIŞAN OTOMOBİLLER

Egzozlardan çıkan zehirli gazlar da karbon emisyonuna neden olan bir diğer tehlikeli nokta. Buna engel olmak için kişisel olarak kullandığımız araçları Hibrit ya da tamamen elektrikli kullanmamız gerekiyor. Dünyada yeni yeni yaygınlaşan Hibrit, egzozu tam anlamıyla kesmese de enerjisinin büyük kısmını elektriğe dönüştürdüğü için büyük oranda fayda sağlıyor. Tesla gibi elektrikli otomobiller ise, tamamen elektrikle çalışarak atmosfere hiçbir şekilde kirli hava bırakmıyor.

AKILLI ŞEHİRLER

Akıllı şehirler, temelinde yenilenebilir enerji kaynaklarıyla entegre bir şekilde hareket ediyor. Bu akıllı sistemler, şehir hayatının atmosfere yaydığı kirli havanın önüne geçmek için büyük bir fırsat sunuyor. Bu yüzden akıllı şehir projeleri karbon emisyonunun azalmasında büyük rol oynuyor.

TOPLU TAŞIMA VE BİSİKLET

Elektrikli ya da hibrit otomobillere karşı diğer bir alternatif de toplu taşıma ve bisiklettir. Bu hem çevremiz için faydalı olacak hem de kişi başına düşen egzoz dumanı oranı düşecektir. Elektrikli ya da normal bisikletler, hem sağlığımıza hem de çevremizi daha yaşanabilir bir yer haline getirme konusunda bize yarar sağlayacaktır.

KARBON AZALTIMINDA ORMANLAŞTIRMANIN YERİ

Ormanlar yenilenebilir enerji kaynaklarının (RES) en önemlisi olup okyanuslardan sonra en büyük karbon havuzu konumundadır. Bu nedenle ağaçlandırma ve yeniden ormanlaştırma yoluyla orman örtüsünü arttırmanın, bir yandan yenilenebilir enerji kaynağı olarak diğer yandan büyük karbon havuzu olarak 2050 hedeflerine katkıda bulunarak düşük karbon ekonomisinde stratejik ve çift yönlü bir rol oynaması beklenmektedir.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE KARBON EMİSYONU

Küresel ısınmayı kabaca kademeli olarak yer kürenin sıcaklığının artması olarak tanımlarsak, bu artışı etkileyen temel faktörün de, atmosferde giderek oranı yükselen sera gazları olduğunu söyleyebiliriz.
Karbondioksit, su buharı, metan, azotoksit, kloroflorokarbonlar gibi başlıklar altında çeşitlenen sera gazları, güneş ışınlarının soğurulmasına yol açarak yerkürenin ısınmasına yol açmaktadır. Bu gazlar içinde ise karbondioksit gazının %80 oranında paya sahip olduğuna dikkat çeken bilim adamları, küresel ısınma sorunsalında öncelikli rolün atmosferdeki karbondioksit oranının artışına ait olduğunu belirtmektedirler.
Küresel çaptaki bu gelişmelere paralel olarak giderek çevre bilincinin açığa çıkması ve çevresel bozulmanın yerküre üzerindeki tüm varlıkları olumsuz yönde etkilediğine dair farkındalık, uluslararası düzeyde bu gidişat ile mücadele etme çabasını beraberinde getirmiştir. Bilindiği üzere, Birleşmiş Milletler bünyesinde gerçekleştirilen uluslararası görüşmeler ve akabinde Rio Zirvesi (1992) bu amaç doğrultusundan atılan adımlardan biridir. Rio De Janerio’ da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” (UNFCCC) imzaya açılmış, 1994 yılında, Rio Sözleşmesi’ni imzalayan ülkelere sera gazı emisyonlarının azaltılması için yükümlülük veren sözleşme yürürlüğe girmiştir. Buna ek olarak, konferansta sözleşmenin amaçlarını gözetmek ve denetimini sağlamak amacıyla her yıl tüm ülkelerin katılım göstereceği “Taraflar Konferansı”
(COP)’ nın düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Bu konferanslardan üçüncüsü olan ve Kyoto Protokolü (1997) olarak adlandırılan konferansta, önceki görüşmelerle karşılaştırıldığında daha detaylı bir biçimde, sera gazı salınımının azaltılmasına yönelik uygulamalar/yükümlülükler ve yöntemler tartışılmıştır.

YENİLENEBİLİR ENERJİ VE KARBON EMİSYONU

Türkiye yenilenebilir enerji kaynakları, özellikle hidrolik enerji, rüzgar enerjisi, güneş enerjisi ve jeotermal enerji kaynakları bakımından önemli potansiyele sahip bir ülkedir. Fosil yakıtlarla kıyaslandığında yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin çevreye yaymış olduğu karbon emisyonu düşük seviyelerdedir. Dünya çapında çeşitli kuruluşlar iklim değişimlerine dikkat çekmek için çeşitli faaliyetlerde bulunarak havadaki sera gazı ve karbon miktarının azaltılması gerektiğini belirtmektedirler. Fosil yakıtlarla kıyaslandığında yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin çevreye yaymış olduğu karbon emisyonu düşük seviyelerdedir. Özellikle jeotermal enerjinin karbon emisyonu sıfıra yakın düzeydedir.

Türkiye’de enerji piyasası ile ilgili olan kuruluşlar yenilenebilir enerji politikalarının oluşturulması için bazı çalışmalar yürütmektedir. Bu bağlamda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2010-2014 Stratejik Planında yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içindeki payının arttırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çeşitli stratejiler belirlenmiştir. Bu stratejilerin bazıları şu şekildedir:
– Elektrik iletim sisteminin daha fazla rüzgar enerji santrali bağlanmasına imkan verecek şekilde güçlendirilmesi için gerekli çalışmaların hızlandırılması
– Jeotermal kaynakların kullanımındaki koruma ilkelerine uygun olarak rejenerasyonları yapılması
– Elektrik enerjisi üretimine uygun jeotermal alanların özel sektöre açılması konusundaki çalışmamalara ağırlık verilmesi
-Yenilenebilir enerji kaynakları alanında teknoloji geliştirme çalışmalarına önem verilmesidir.

İKLİM KRİZİ

Geçmişte iklim değişikliği olarak anılan ve küresel ısınmanın ciddiyetini artırmasıyla birlikte iklim krizi olarak değiştirilen bu kavram, iklim dengesinin bozulması olarak tanımlanabilir. İnsanların çevre ve doğa bilinci olmadan sergilediği davranışlar atmosfere salınan sera gazı miktarını artırıyor. Bu gazlar iklimi değiştiriyor ve değişen iklim de çölleşme, kuraklık, dengesiz yağış oranı ve sıcaklık artışına yol açıyor.

İKLİM KORUMA

Günümüzde iklimin korunması hayatî bir öneme sahip. Küresel ısınmanın önlenmesi için zararlı gaz salınımının da bir an önce azaltılması gerekiyor. Her ne kadar bilinçsiz davranışlarımızdan dolayı hızlı bir şekilde etki alanını genişletse de iklim krizinin ilerleyişini yavaşlatmak alacağımız önlemlerle mümkün.
Fosil yakıtların kullanımı karbon salınımının artırıyor. Bu nedenle iklim krizinin etkilerinin azalması için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek şart.
500 gram dana eti üretmek için 7 bin litre su harcanması gerektiğini biliyor muydun? Artık biliyorsun. Dünyadaki su kaynaklarının bizlere daha uzun süre yetmesi için et tüketimimizi azaltabiliriz. Her ne kadar küçük bir önlem gibi görünse de sera gazı emisyonlarının yüzde 15’i hayvancılık kaynaklı.
Evlerimizi ısıtmak için doğalgaz gibi yakıtlardan daha az yararlanmak adına izolasyona önem gösterebiliriz.
CO2 emisyonunu azaltmak için toplu taşıma araçlarına yönelebilir hatta yakın mesafeler için bisiklet kullanımına alışabiliriz. Her geçen gün popülerleşen elektrikli scooter’lara da bir şans verebiliriz.
LED ampüller kullanabiliriz.
Pikniğe gittiğimizde atıklarımızı doğaya bırakmaktansa her seferinde toplayıp özel çöp konteynerlerine atmalıyız!
“Sıfır Atık” projesine daha çok destek vererek daha az atık oluşturmaya özen gösterebiliriz. Bu sayede atıklarımızın yok olması için harcanacak enerji miktarı azalacak. Bu da CO2 salınımını düşürecek.
Plastik poşet yerine bez torba ve çantalara bir şans verebiliriz.
Her gün plastik şişede su alıp kağıt bardakta kahve içmektense yanımızda mataramızı ve termosumuzu taşıyabiliriz.
Plastik şişede satılan şampuan ve duş jellerini kullanmaktansa katı sabun ve şampuanlara yönelebiliriz.

SIFIR KARBON EMİSYONU HEDEFİ

Enerji ve iklim değişikliği konularında çalışmalar yürüten Enerji ve İklim İstihbarat Birimi (The Energy and Climate Intelligence Unit-ECIU) tarafından yapılan analize göre, dünyadaki ekonomik gücün neredeyse yarısı, karbon emisyonlarını 2050 yılına kadar net sıfıra düşürme hedefi olan bölgelerde.
ITV’de yer alan habere göre, küresel üretimde büyük bir paya sahip olan bu ülkeler şu anda 39 trilyon dolar olan Küresel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH)’nın neredeyse yarısına sahip.
2050 yılında karbon emisyonlarını sıfırlamayı ya da düşürmeyi hedefleyen ülke sayısının 121 olduğunu ifade eden ECIU Direktörü Richard Black’e göre, “Karbon nötr hedefine ulaşmak için emisyonlarda ciddi anlamda bir azalma gerçekleşmesi ve tam anlamı ile sıfıra ulaşılması için ağaçlandırma vb. önlemlerin alınması gerekiyor.”